| |
Sevgili Yoga
Arkadaşları!
Eylül
- Ekim ile
beraber sezonu açmış bulunuyoruz. Kundalini Yoga & Meditasyon dersleri
ve Hamilelik yogası, Beyoğlunda ki evimden ve Yoga Sala da başlamıştır.
Bunun ile beraber, teke tek hayat koçluğu seanslarda devam etmektedir.
Yoga gün ve saatleri için lütfen
www.kundaliniesra.com bakınız.
Bu ayın
meditasyonu Kendini Sevmek. Bu günlerde derslerde sıklık ile bu
meditasyonu çalışmaktayız. Evde kendi pratiğini yapmak isteyenlere bu
meditasyonu gönderiyorum. Bu meditasyona bağlantılı olarak, sevgi
hakkında çok seneler önce başımdan geçen, kalbimde önemli yeri olan bir
anımı paylaşmak istiyorum.
13,
14 yaşımda, Ankara da, soğuk bir kış günü aksam saatlerine yaklaşırken
bir şeyler halletmek için yola koyulmuştum. Bir simitçi ararken, göz ucu
ile ileride, kar beyazı sacları olan yaslı bir kadının dileniyor
olduğunu gördüm. Ay, inşallah şimdi para istemez benden, geç kaldım ve
durmaya vaktim yok diye düşündüm. Para istediğinde, duymamış gibi
davranarak önünden geçmenin rahatsızlığını yasamamak için, karsı
kaldırıma geçmeyi düşündüm ama çok trafik vardı. Tam önünden geçerken,
kadın Allah rızası için, bir fakire verecek sadakan var mı? diye el
açtı. Suratimin sinir ile kızardığını hissettim. Bunlar niye hep
Tanrının ismini kullanarak, işlerinin reklamını yaparlardı? İçimden
Sence, benim kulaklarımdan para fışkırıyormuş gibi bir halim mi var,
görmüyor musun sadece 13 yaşımdayım diye bağırdım! Sonra yine içimden
kadını azarladım Senin yasındaki bir kadının, torunu yasındaki
birisinden, para istemesi ayıp değil mi? Ama hiç bir şey söylemeden
önünden geçtim. Bir kaç adım attıktan sonra, oflayarak geri döndüm.
Sonuçta hiç bir şey kafamdaki laf kalabalığına değmezdi, cebimdeki simit
parasını verip rahatlamaya karar verdim. Tam önünden geçerken, çok
sevdiğim nenemi andırmış olmasını da not etti bir tarafım. Parayı vermek
üzere eğildiğimde, beklenmedik bir şekilde göz göze geldik. Kadının
yüzünü avuçlarımın içine aldım ve o buruşuk yanağını öptüm. Ne
yaptığımı, yaptıktan sonra idrak etmem mümkün oldu. Geri çekildiğimde
kadın hayretler içinde bana baktı, o hayretin içinde kesif edilmiş bir
şeyler yatıyordu ve az gördüğüm bir zarafet içinde ağlamaya başladı ve
tekrar, ve tekrar Allah hiç birseyi senden esirgemesin kızım diyordu.
Yüzündeki ifade benim kendi kalbimi boğazıma taşıdı ve bende yaşlara
boğuldum. O birkaç saniyede, esasen bu dünyayı değiştirmenin ne kadar
kolay olduğunu ne kadar küçük şeylere dayanabileceğini anladım. Ben onun
gerçek açlığını doyurmuş, oda benim kalbimi sevgi ve anlam ile
doldurmuştu. Anladım ki gerçekten verirken aynen alabiliyor ve almaya
izin verdiğimiz sürece gerçekten verebiliyoruz. Boğuk bir Sağ, ol
cıktı ağzımdan, dönüp yoluma devam ederken bacaklarımın zıpladığını
hissettim. Vücudum çok hafifti. Kar, lapa lapa yağmaya başlamış, o sokak
sanki daha güzelleşmiş ve hava bile daha yumuşamıştı. İleride simitçiyi
gördüm, simitlerini plastik bir örtü ile kaplıyordu. Uzaklaştığım
dilencinin sesi nerdeyse duyamayacağım bir tonda hala kulaklarıma
geliyordu, Yolun hep acık olsun kızım diyordu. Elimi kalbime getirdim
ve ona çok şükür ettim. Hala konuşuyorduk.
Kendimizi sevmek
ve kabul etmek, kendimize verebileceğimiz en paha biçilmez mücevher. Ve
böyle yaşayan bir varlık olabilmekte dünyaya bırakabileceğimiz en
muhteşem hediye. Türkçede Varlık kelimesine baktığımızda, hem
zenginlik anlamını taşımakta hemde bizi ifade etmekte. İngilizcedeki
varlık anlamına gelen Human Being yine Being olarak Varlığı ifade
eder aynı zamanda başa gelen Hu Hue dan gelir ve ışık demektir.
Yani IŞIK VARLIKLAR!
|
|